BLOG

blog'a geri dön

14 yorum var - 26 Ocak 2008 21:17

klasik bir türk erkeğinin kalıplaşmış bir yaşamı vardır. “sünnet ol, okulu bitir, askere git, işe gir, evlen, çoluk çocuk sahibi ol.. vs. vs.” falan filan diye gider bu böyle. işte bu klasik yaşam kalıbında evlilik kurumu ata erkeği olan türk erkeğinin hayatında çok önemli bir rol oynar. ister bıçkın delikanlı olsun ister entel dantel biri genç olsun, evinin kadını çocuklarının annesi olacak kızı mutlu etmek ve şımartmak bu standart yaşamın temellerini oluşturma uğruna çok önemli bir oynamaktadır. standart türk erkeğinin bu mutluluğu perçinlemek adına yapabileceği en önemli şeylerden biri adeta yine sınıf farkı olmaksızın türk genç kızlarında bağımlılık halini alan mango mağazasına girmek isteyecek olan sevdiceğini kırmamaktır.

sevdiceği ile yaşadığı flört kapsamında çıkmış oldukları bir haftasonu gezisinde güle oynaya geçen dakikalar ve saatler, kızın alışveriş duygularının depreşmesiyle son bulmaya başalayabilir. "bitanem sıkılmazsan şu vitrine bakalım mı?" şeklinde başlayan masum cümleler "aşkım şu mağaza son şurayada bakalım bitiyor"' cümlesine kadar devam eder. tabiki bu tekstil sektörü ağırlıklı mağaza gezme olayının en büyük ve en önemli durak noktlarından biride mango mağazasıdır.

mango önüne geldiğinde artık daralmış olan erkek kişi içerideki adeta şeytan taşlamaya gidercesine bir kalabalık oluşturmuş olan kalabalığı gördükçe içeriye girmekten çekinmekte ve hatta artık bitsin bu işkence diye kendi kendine sayıklamaya başlamaktadır. burada işte iki şey ortaya çıkar, ya sevdiceği ile mangodan içeriye girer, ya da mango önünde sigara içerek sevgilisni beklemeye karar verir. ilişkinin türü, çeşidi, süresi, ve kültürel-sosyal durumların etkileyeceği bu seçim sonunda dışarıda beklemeye karar veren delikanlı kişiyi çok değişik bir süreç beklemektedir.

sevgilisine, " bitanem sen gir içeri rahat rahat alışverişini yap, bende dışarda bi sigara falan içer beklerim seni" diyen genç kardeşimiz, sevgilisini mağazadan içeri yolladıktan sonra kapının önünde öncelikle vakit geçirebilecek bir nokta aramaya başlar. burada yine türk insanının kanında var olan osmanlıdan gelen göçebe ve oba yaşamı konusundaki içgüdüsel duygularınında rol oynamasıyla, ya mağazanın kapısının yanlarındaki yani vitrinin önündeki çıkıntılara tüneme pozisyonu alır, ya damağaza kapısının yaklaşık 7-8 metrelik bir çapı dahilinde bir nokta belirleyerek o nokta etrafında minik adımlarla olduğu yerde döner durur. vitrin önünde tüneme pozisyonu ilginçtir ki, mağaza yetkilisi tarafından yadırganmaz ve “kardeşim dükkanın önünü kapama lan” falan diye hor görülmez. çünkü mangonun yakalamış olduğu başarılı satış stratejisi sonucunda zaten hiç bir kadın vitrinine bakmadan alışveriş yapmaktadır.

evet delikanlı kendine bekleyecek bir nokta bulduktan sonra sigara içiyorsa bir sigara çıkarıp bu zamanın geçmesi için efkarlı bakışlarını yaratmaya başlar. etrafına bakar ve yalnız olmadığını fark eder. kendisi gibi pek çok delikanlı, ellerinde alışveriş poşetleri, boyunlarında kadın çantaları ve hatta bazılarında ekstradan bir çocuk ve çocuk arabasıyla kapının önünde aynı amaç uğruna beklemektedirler. derken bir anda dalmaya başlar, çocukluk yılları gelir aklına, mahallede oynadığı mahalle maçlarını düşünür. futbol onun için bir zamanlar çok şeydi ama şimdi sadece taraftar olmuştur. lise yılları gelir aklına, "ah der ulen liseden sonra okusaydım bir şirket kurardım böyle mağaza kapılarında sürünmezdim” diye kızar kendine sonra bir an düşünür "ulen bencillik yapma bu kız çok iyi, evimin kadını olucak" der kendine. sonra yine çocukken komşunun kızıyla oynadığı evcilik oyunları gelir aklına güler kendi kendine. “ulen ne yani şimdi ben bu kızla evlenicem çocuklarım falan mı olucak?” diye düşünür elindeki alışveriş torbalarına bakarak. sonra yine kızın rahat alışveriş yapmak için tutsun diye kendine bırakmış olduğu çantayı görür. vay be kaç yıllık delikanlılık hayatında o kadar kahrını çeken anneciğinin bile çantasını bir kere bile tutmamış olduğu aklına gelir ve “demek harbiden bu kızı seviyom lan” diye düşünür. vakit geçsin düşüncelerden sıyrılayım diye cüzdanını çıkarır ve iki gün önce oynadığı sayısal lotoya bakar. hayaller birbiri ardına kovalar. “ah ulan şu 6 trilyon bi bana çıksa!... ulen hayatımı yaşarım g*tümle trampet çalarım” diye düşünecekken yine bencillik yapma diye bir ses duyar gibi olur içinden, yine hemen sevdiceği gelir aklına “ulen şu sayısal bir çıksın ona mango mağazalarını kapatırım be” diye şöyle bir gerilir. kafayı çevirir bu güzel hayal yüzünde bir mutluk gülümsemesi yaratmıştır; vitrinden yansıyan görüntüsünden anlar, hazır vitrinde yansıma yakalamışken üstünü başını düzeltir. sonra cüzdanından çıkardığı sayısal lotonun çok kırıştığını fark eder. “acaba kazanırsam ya parayı vermezlerse” diye içini bir korku bir panik kaplar ve loto kağıdını dikkatlice katlayarak gömleğinin cebine koyar.

o sırada bir çingene çocuğu gelir "abi bi selpak alsana be" diye yapışır bacağına, yarım saat uğraşır bunu kovamak için, sonra çingene çocuk gittikten sonra yine kendiyle baş başa kalınca başlar bir duygusallık yine, “ulen yazık be çocuğa bari üç kuruş para koysaydım cebine” der kendi kendine. sonra sevdiceği gelir aklına hala çıkmadı acaba içerde ne yapıyor diye düşünür. tam bu düşüncenin ortasında 18-20'li yaşlarında bir genç gelir hafif arıza bir tip. elinde sevdiceğinin alışveriş poşetleri boynunda sevdiceğinin turunculu boncuklu çantası böyle kala kalır delikanlımız. arıza tip “abi parfüm alır mısın?” der ve elindeki dünyaca ünlü parfümlerin kutularını gösterir renkli kutulara bakar delikanlımız dünyanın her bir köşesinde dünya ünlü sosyetenin kullandığı bu parfümlerin sahtelerini bile yapmış adamlar diye düşünür. “acaba tahtakale'de mi dolduruyorlar” falan diye düşünürken birden “sağol kardeşim istemiyorum” falan diye uzaklaştırır çocuğu.

sevdiceğinden ayrı kalmak buruk bir acı verir delikanlımıza artık dakikalar bile geçmemeye başlarken, mango mağazasından çıkan sevdiceğini görür, mutlu olur, koşar sarılır ona. işte hayatın anlamı budur onun için; evinin kadını çocuklarının anası olacak kız, sım sıkı sarılır tutar elini ve yürümeye başlarlar tekrar birlikte. o sırada yanından geçen kıza bakar ve düşünür içinden delikanlımız, "üff şuna bak bee..''

:)) katılıyorum fakat tamamı böyle değil erkeklerin,bu tür yazdığına konu olan erkeklerin eldekinin değerini bilmeme ve aslada bilememe gibi açlığı vardır....katılıyorum sana..

kendineozgu  26 Ocak 2008 21:37  

teşekkür ederim.sessizliğimin sebebi bu yazıydı işte:)

jade lavinia  26 Ocak 2008 22:04  

zekan,ve gözlem yeteneğinin kanıtıdır bu yazı....

kendineozgu  26 Ocak 2008 22:06  

Mangoda güvenlik görevlisi olmak zor zanaattır , yaman çelişkidir !sonuç olarak Mango bir felsefedir , yaşamtarzıdır, dediği gibi arakdaşımın 6 trilyona her erkek gö..üyle trampet çalar , sadece ötekiler mızıka.evet böyledir, yada öylemidir.. yapımda ve yayında emeği geçen siz sevgili Jade ve siz LAviniaya tşkürü borç biliriz :)

Vicer  27 Ocak 2008 20:28  

rica ederiz:)

jade lavinia  27 Ocak 2008 20:29  

bende katılıyorum sana :)) ee nereye gidiyoruz

Vicer  28 Ocak 2008 01:28  

mangoya!!??asla!!

jade lavinia  28 Ocak 2008 16:12  

bu durum sevgilisini olarak gören ve sevgilisinin de kendisini olarak görmesini isteyip bunu sağlayan insanlar için geçerlidir!..
ne kadar da çoklar!..

xquenx  28 Ocak 2008 16:16  

sevdiğim ya da sevdiceğim diyerek birbirlerini kandırıyor olabilirler mi acaba?

jade lavinia  28 Ocak 2008 18:52  

Aslında hayatı büyük bir oyun olarak grmek gerekmez mi ! kendilerini kandırıyor olabilirler mi?! belki evet ama sevilme isteğini görmezden gelen , yanlızlığıyla mutluluk pozları veren biri ,sevdiğini ve sevildiğini sanan birinden daha mı dürüstür kendine!?Hatta biri parantez daha açıp kendini tütketen, içinde sevgisini, birine veremeyecek kadar kıvrıştıran, buruşturan biri bazen yaşayamadıkları için , ıskalanmış aşkların küçük sızıları için ( ki kendisi için küçük olmalı, normalden farklı ,iyi ve kötünün ötesinde olmalıdır zira ), anlaşılmazlığına sığnıyor olabilir mi, yıpranmışlığını derinliği sanıyor ? kendine söylediği yalanlara inanıyor olabilir mi?!!:) olur mu olur!

Vicer  29 Ocak 2008 01:44  

buram buram feminizm kokuyor bu yazı mango reklamı da cabası klasik türk erkeğinin kalıplaşmış yaşamını okuyunca diğer ülke insanlarına göre çok da kalıplaşmadığımızı gördüm
kurgundaki yardımcı oyuncu; "mango"daki kızın kafasındakileri merak etmemek elde değil.

hayatinsan  26 Mart 2008 14:57  

bu yazdıklarımı yaşamak gerekmiyo..izlemek,gözlemek bile kafi.bahsettiğim yer de çok önemli değil aslında.ha mango ha başka yer
bakınız :indirim zamanlarında çılgına dönen insanlar topluluğu:)

jade lavinia  02 Nisan 2008 22:55  

"üff şuna bek be.."süpermiş ya eline emeğine sağlık hakkaten=)

rysko  14 Ağustos 2008 21:54  

Küçük hanım, mizah duygunuz karşısında bir kez daha saygı ile eğiliyorum...

metaksis  02 Eylül 2008 08:50  
bu yazıya puanı basanlar: